Fonetik Sanatlar Hangileri? İzmir’de Bir Gün, Bir Çay ve Fazla Düşünen Bir Zihin
İzmir’de yaşamak biraz fonetik sanatlara farkında olmadan maruz kalmak gibi. Sabah Kordon’da martıların “çığlık çığlığa” bağırmasıyla uyanıyorsun, minibüste şoförün “hadi abi hızlı hızlı” diye ritim tutmasıyla güne başlıyorsun, akşam da çay bardaklarının “şık şık” sesiyle günü kapatıyorsun.
Ve bir noktada kendini şu soruyu sorarken buluyorsun: Fonetik sanatlar hangileri?
Bunu sorarken aslında ciddi değilsin. Ama beynin ciddi. Çünkü o, boş durmayı sevmiyor. Ben de 25 yaşında, İzmir’de yaşayan, arkadaş ortamında sürekli espri patlatan ama eve gelince tavanı izleyip “ben bunu neden söyledim acaba?” diye düşünen biriyim. Yani klasik: dışarıda komik, içeride filozof.
Şimdi gel, bu ses oyunlarını birlikte biraz dağıtalım. Çünkü fonetik sanatlar dediğimiz şey aslında hayatın içine saklanmış küçük ses sihirleri.
Fonetik Sanatlar Nedir?
“Fonetik sanatlar hangileri” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.
Fonetik sanatlar, kısaca sesin estetik kullanımıdır. Yani kelimelerin anlamından çok nasıl seslendikleri ile ilgilenir.
Ama bunu böyle akademik söyleyince sanki sınavda çıkacakmış gibi oluyor. O yüzden daha net söyleyeyim:
Bir kelimeyi okurken kulağına hoş geliyorsa, ritim tutuyorsa, tekrarlar varsa ya da “bunu biri özellikle böyle yazmış olmalı” hissi veriyorsa… işte orada fonetik sanat vardır.
Mesela arkadaşın mesaj atıyor:
— “Kanka gel kahve içelim.”
Senin beynin:
— “Bu normal.”
Ama şöyle yazarsa:
— “Kahve kokusu kapladı Kordon’u, kalk gel.”
İşte orada bir şeyler oluyor. Bir tık şiir, bir tık manipülasyon, bir tık da “ben zaten gelirdim ama şimdi daha çok gelesim geldi.”
Günlük Hayatta Fark Etmeden
İzmir’de dolmuşa bindiğim bir günü hatırlıyorum. Şoför abi radyoda türkü açmış:
“Döne döne döner dünya…”
Ve o an fark ettim: Bu sadece şarkı değil, bildiğin ses oyunu.
Yanımdaki arkadaşım dedi ki:
— “Abi çok derin ya.”
Ben içimden:
— “Bu derin değil, bu fonetik.”
Sonra sustum. Çünkü kimse dolmuşta “fonetik” diyen birine güvenmez.
Ama gerçek şu: Fonetik sanatlar her yerde. Market anonslarında, sokak satıcılarında, hatta kendi iç sesimizde bile.
Ana Fonetik Sanatlar
Şimdi gelelim asıl soruya: Fonetik sanatlar hangileri?
Bunu anlamak için birkaç temel ses oyununu bilmek gerekiyor. Ama korkma, ders anlatmıyorum. Daha çok “arkadaşla muhabbet” formatında ilerliyoruz.
Aliterasyon: Aynı Seslerin Dansı
Aliterasyon, aynı seslerin ya da harflerin tekrar edilmesidir.
Mesela:
“Serin sokakta sessizce yürüdüm.”
Burada “s” sesi sürekli tekrar eder ve kulağa bir akış verir.
Bunu gerçek hayata uyarlayalım.
Geçen gün arkadaş grubunda bir plan yapılıyor:
— “Saat sekizde sahilde sakince sohbet edelim.”
Ben içimden:
— “Bu bir plan değil, bu bir şiir başlangıcı.”
Ama dışarıdan:
— “Tamamdır kanka.”
Çünkü kimse “ben şu an aliterasyon fark ettim” diyen birini ciddiye almak istemiyor.
Asonans: Ünlü Harflerin Gizli İşbirliği
Asonans, ünlü harflerin tekrar etmesiyle oluşur.
Daha yumuşak, daha akıcı bir ses yaratır.
Mesela:
“Dalgalarla ağladım, sabaha kadar.”
Burada “a” sesi yoğun şekilde tekrar eder.
İzmir sahilinde yürürken bunu fark etmemek imkânsız aslında. Çünkü şehir zaten doğal bir asonans makinesi gibi.
Bir gün sahilde oturuyorum. Yan masadan biri telefonda:
— “Alo, ne yapıyorsun? Neredesin?”
Ben:
— “A sesi bile dramatik şu an.”
İç sesim:
— “Kapat artık beynini, kahve iç.”
Ama beyin yok, o kendi playlist’ini çalıyor.
Konsonans: Sert Sessizlerin Uyumu
Konsonans, ünsüz harflerin tekrarına dayanır. Daha tok, daha ritmik bir etki yaratır.
Mesela:
“Güçlü bir köprü geçti karşıya.”
Buradaki “k” ve “ç” sesleri bir ritim oluşturur.
Bunu bir de İzmir minibüsünde düşün:
— “Kanka kısmetse karşıya geçeceğiz.”
Şoför fren yapar:
— “Kııırt!”
İşte konsonans. Hayatın iç sesi.
Yansıma (Onomatopoeia): Sesin Kendisi Olmak
En eğlenceli kısım burası. Çünkü burada kelime zaten sesi taklit eder.
“Şırıl şırıl”, “tık tık”, “pat”, “vın”.
Bir gün evde oturuyorum. Çay demliyorum. Bardak düştü:
— “ŞANG!”
Ben:
— “Tamam, bu direkt onomatopoeia.”
Ev arkadaşım:
— “Ne?”
Ben:
— “Hiç, bardak kırıldı.”
Ama içimde küçük bir edebiyatçı alkışlıyor.
Kakofoni ve Euphony: Kaos ve Müzik
Kakofoni, kulağa sert ve düzensiz gelen seslerin birleşimidir. Euphony ise tam tersi, kulağa hoş gelen uyumlu seslerdir.
Mesela kakofoni:
“Grrr krş tsss pat çat!”
Bunu sabah uykusuzken İzmir trafiğinde duyuyorsun.
Euphony ise:
“Meltemle birlikte gelen yumuşak akşam.”
Bunu da Kordon’da gün batımında duyuyorsun.
İkisi de aynı şehirde, aynı gün içinde var. İzmir tam olarak böyle bir yer.
Günlük Hayatta Fonetik Sanatlar: Ben, Arkadaşlarım ve Fazla Analiz
Bir gün arkadaş grubuyla oturuyoruz. Konu yine klasik: “Nerede ne yiyelim?”
Biri diyor:
— “Bostanlı’da tost yiyelim.”
Diğeri:
— “Karşıyaka’da çay içelim.”
Ben içimden:
— “Bu bir şiir tartışması gibi başladı.”
Sonra yüksek sesle:
— “Arkadaşlar, fark ettiniz mi? Cümlelerimiz bile ritimli.”
Masada kısa bir sessizlik.
Bir arkadaş:
— “Sen yine mi başladın?”
Ama gülümsüyor. Çünkü alıştılar. Ben bazen gereksiz detaylara fazla anlam yüklerim. Ama o detaylar da hayatı komik yapıyor zaten.
İç Ses: En Büyük Fonetik Alan
Asıl olay aslında dış ses değil, iç ses.
Mesela sabah işe giderken:
“Geç kalmayayım, geç kalmayayım, geç kalmayayım…”
Bu bir tekrar. Bu bir ritim. Bu bir panik fonetiği.
Ya da markette:
“Bunu almayacağım… ama belki… ama hayır… ama…”
Bu da içsel asonans döngüsü.
Beyin aslında sürekli bir ses düzeni kuruyor. Sadece biz buna “düşünmek” diyoruz.
Fonetik Sanatlar ve İzmir’in Günlük Ritmi
İzmir’de fonetik sanatlar istemeden de olsa seni bulur.
Konak’ta vapur düdüğü:
— “VUUUUUU”
Bu bir yansıma değilse nedir?
Kemeraltı’nda esnaf:
— “Gel abi gel, bak burası güzel!”
Bu bir aliterasyon olmasa bile kesin bir ritim.
Alsancak’ta gece:
— “Şarkı, kahkaha, bardak sesi…”
Bu da euphony ile kakofoni arasında gidip gelen bir hayat.
Ben bazen düşünüyorum:
“Acaba şehirler de şiir yazıyor olabilir mi?”
Sonra kendime gülüyorum:
“Yine başladın…”
Sonuç Yerine Değil, Bir Devam Hissi
İlginizi Çekebilecek İçerik: Eskişehir'de nerelere gidilmeli ?
Aslında “fonetik sanatlar hangileri?” sorusunun cevabı sadece listelerle bitmiyor. Çünkü bu sanatlar, hayatın içine sızmış küçük ses oyunları.
Aliterasyon sokakta yürürken kulağına çarpan tekrarlar,
asonans sahilde uzayan sesler,
konsonans dolmuşun titreyen fren sesi,
yansıma ise hayatın kendisi.
Ve en garibi şu: Biz bunları ders diye öğreniyoruz ama aslında her gün yaşıyoruz.
Ben hâlâ İzmir sokaklarında yürürken bazen kendi kendime şunu düşünüyorum:
“Bu cümlede bir ritim var mı?”
Sonra bir martı bağırıyor:
— “ÇIĞĞ!”
Ve ben gülüyorum. Çünkü cevap zaten orada.
Gmaps ekibi olarak “Fonetik sanatlar hangileri” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!