“Hukukta Kodifikasyon ne demek?” sorusuna sinir bozucu dürüst bir giriş
Hukukta kodifikasyon, kulağa düzen ve kesinlik vadeden steril bir kavram gibi geliyor: Yasaları topla, sınıflandır, tek bir çatı metne (kod) yaz, herkes rahat etsin… Peki gerçekten öyle mi? Ben bu parıltının arkasında, hukukun hayattan kopmasını hızlandıran, siyasal tercihleri “teknik düzenleme” diye makyajlayan bir eğilim görüyorum. Hukuk canlıdır, kod ise dondurur. Tartışmayı açıyorum: Kodifikasyon, adaletin hızını mı artırır, yoksa onu rafine bir gecikmeye mi mahkûm eder?
Hukukta Kodifikasyon ne demek? Tanım, köken ve iddia edilen amaç
Kodifikasyon, farklı kanun, tüzük ve içtihatları bir sistematik içinde tek metne dönüştürme sürecidir. Amacı, öngörülebilirlik, erişilebilirlik ve standartlaşmadır. Tarihsel olarak “dağınık norm kaosu”na çare diye sunuldu; özellikle kıta Avrupası geleneğinde büyük kodlar (medeni, ceza, ticaret) bir “hukuki mimari” kurdu. Sav, şudur: Vatandaş hukuku tek bir yerden bulsun, hâkimler bir örnek karar versin, ekonomi güvende olsun. Kulağa mantıklı geliyor; ama mantıklı olan her zaman adil değildir.
Parlak vaatler: Gerçekten bu kadar iyi mi?
Netlik: Kod, kavramları tanımlar, başlıklar açar, çapraz göndermelerle tutarlılık kurar.
Erişilebilirlik: Tek bir metin sunulduğunda pratik kolaylaşır, hukuk güvenliği hissi artar.
Ekonomik istikrar: İş dünyası “oyunun kuralları”nı tek metinden okur, riskler planlanabilir hâle gelir.
Eşitlik iddiası: Aynı normlar herkese aynı şekilde uygulanır (teoride).
Güzel; fakat bu vaatlerin bedeli nedir?
Zayıf yönler: Kodifikasyonun kör noktaları
1) Normların katılaşması ve hayatın akışını yakalayamama
Hukuk yaşamın içinde evrilir. Kod ise metindir; yenilenmedikçe eskir. Toplumsal dönüşüm (teknoloji, emek, göç, iklim) hızlandıkça, kodun “kesinlik” diye savunduğu şey anakronizme dönüşür. Soru şu: Eskiyen bir kod mu, yoksa esnek bir hukuk mu daha güven vericidir?
2) Siyasal tercihin “teknikleşmesi”
Kodifikasyon, siyasi bir programı “tarafsız derleme” gibi gösterebilir. Hangi hak geniş yer buluyor? Hangi özgürlük sınırlanıyor? Hangi ekonomik düzen tercih ediliyor? Bunlar teknik değil, değer yüklü kararlardır. Kod metni, ideolojiyi satıra çevirmenin en rafine biçimi olabilir.
3) Yargının manevra alanının daralması
Metin merkezli okuma, hâkimin yaratıcılığını törpüler. Evet, keyfiliği azaltabilir; ama adalete yaklaşmak bazen metnin ruhunu yakalamayı gerektirir. Kod, yorumu “lafza sadakat” tuzağına sıkıştırdığında, somut olay adaleti geride kalır.
4) Toplumsal katılım illüzyonu
Kodlar “herkesin anlayacağı” metinler iddiasıyla gelir; ama çoğu kez uzman diline teslimdir. Taslak süreçleri kapalı ve hızlandırılmış ilerlediğinde, kamusal müzakere değil, “oldu bitti” üretir.
5) Güncellik ile istikrar arasındaki yanıltıcı denge
Sık güncellenen kod “istikrar”ı aşındırır; az güncellenen kod “güncellik”ten kopar. İki ucu sorunlu bir denklem. Çözüm, sadece “daha fazla madde” değildir; daha iyi kurgu ve şeffaf revizyon mekanizması gerekir.
Provokatif sorular: Tartışmayı büyütelim
- Kodun kalın duvarları arasında kaybolan küçük haklar hangileri?
- Hakikaten kod, öngörülebilirlik mi sağlar; yoksa güçlü aktörlerin öngörülebilirliğini mi garanti eder?
- Hâkim, kodun gardiyanı mı olmalı, yoksa adaletin tercümanı mı?
- Kodifikasyon, eşitliği standartlaştırır mı, yoksa farklılıkları görünmez mi kılar?
Dijital çağda kodifikasyon: Yazılım güncellenir, hukuk neden donsun?
Teknoloji dünyası sürüm yönetimi, versiyonlama ve açık katkı kültürüyle ilerliyor. Hukukta kodifikasyon ise hâlâ “büyük baskı—nadir revizyon” tavrında. Regülasyon alanları (yapay zekâ, veri koruma, platform ekonomisi) aylarda değil, haftalarda değişiyor. Şu durumda:
- Canlı kod mantığıyla şeffaf, versiyonlanabilir, izlenebilir güncellemeler üretebiliyor muyuz?
- Katılımcı süreçler (meslek örgütleri, akademi, sivil toplum) gerçekten masada mı, yoksa danışılmış görünmek için mi çağrılıyor?
- Kodun tutarlılığı uğruna deneysel düzenleme alanları (regulatory sandbox) kurmaya cesaret edebiliyor muyuz?
Gerçek dönüşüm, “daha kalın kod” değil; daha az dogmatik, daha izlenebilir ve ölçülebilir bir kodifikasyon mimarisi gerektirir.
“Hukukta Kodifikasyon ne demek?” sorusunu yeniden kurmak
Soruyu sadece “tanım” ile yanıtlamak kolay: Kodifikasyon, hukukun sistematik bir kod hâline getirilmesidir. Ama mesele bu kadar basit değil. Hukuk, toplumsal çatışmaları yönetir; o yüzden her kod, kaçınılmaz biçimde bir güç haritasıdır. İyi kod, değer çatışmalarını saklamaz; görünür kılar ve müzakereye alan açar. Kötü kod ise kesinlik illüzyonuyla farklılıkları bastırır.
Ne yapmalı? Kesinlik fetişizmini bırakıp adalete odaklanalım
Bir: Kod yapım süreçlerini şeffaf ve veri temelli kılın; etki analizi (özellikle temel haklar ve rekabet etkisi) zorunlu olsun.
İki: Versiyon kontrolü mantığıyla değişiklik günlüğü tutun; her revizyon, gerekçesi ve etkisiyle takip edilsin.
Üç: Hâkimin yaratıcı yorumuna kurumsal güven tanıyın; lafzi sadakat yerine amaçsal yorumı teşvik eden araçlar geliştirin.
Dört: Azınlıkların ve kırılgan grupların etkilenme analizini kodun çekirdeğine yerleştirin; “nötr” dilin gerçekte kimi koruduğunu ölçün.
Beş: Kodun içindeki ayrışma ve deney alanlarını (pilot maddeler, süreli hükümler, otomatik gözden geçirme tetikleyicileri) tasarlayın.
Son söz
Hukukta Kodifikasyon ne demek? Sadece bir derleme tekniği değil; adaletle iktidar arasındaki mesafeyi ölçen bir turnusol. Eğer kod, hayatı donduruyor; farklılıkları susturuyor ve yargıyı metin bekçisine indiriyorsa, o kod güçlülerin zırhıdır. Ama kod, şeffaf işliyor; değişime açık; yargıya ve topluma güven veriyorsa, adaletin haritası olabilir. Soruyu kapatmayalım: Hangi kodun vatandaşı olmak istiyoruz?