Tamah Göstermek Ne Demek? Tarihten Günümüze Açgözlülüğün Sessiz Anatomisi
Bir tarihçinin gözünden baktığınızda, her kavramın ardında bir çağın ruhu yatar. Tamah göstermek deyimi de işte bu ruhun karanlık köşelerini aydınlatır. Osmanlı kroniklerinde, halk masallarında, hatta Divan edebiyatının sarsıcı beyitlerinde sıkça karşımıza çıkan bu kavram, yalnızca “açgözlülük” değil; insanın doyumsuzlukla imtihanını anlatır. Geçmişte ahlaki bir uyarı olarak kullanılan “tamah”, günümüzde de hırsın ve çıkar tutkusunun simgesidir. Bu yazı, “tamah göstermek” deyiminin tarihsel köklerinden başlayarak, modern dünyadaki yankılarını ve toplumsal dönüşümünü incelemektedir.
Kavramın Kökeni: “Tamah”ın Anlam Katmanları
Tamah sözcüğü Arapça ṭamaʿ kökünden gelir ve “açgözlülük, hırs, kanaatsizlik” anlamlarını taşır. Eski metinlerde bu kelime, genellikle ahlaki bir uyarı olarak karşımıza çıkar: “Tamah, gözün doymadığı yerdedir.” Osmanlı döneminde bu deyim, sadece bireysel bir zaafı değil, toplumsal bir bozulmanın işareti olarak da görülmüştür. Nitekim 17. yüzyılın siyasi çöküş dönemlerinde, tarihçiler rüşveti, mal sevdasını ve devlet görevlerinde adaletin zayıflamasını hep “tamah”la ilişkilendirirler.
Tamahın Osmanlı’da Toplumsal Anlamı
Osmanlı’nın klasik döneminde “tamah göstermek”, ahlaki yozlaşmanın başlangıcı olarak değerlendirilirdi. Ulema sınıfı, kadılar veya yöneticiler arasında mal hırsı görülmeye başladığında, dönemin tarihçileri bunu sadece bireysel bir günah değil, devletin ruhsal çürümesi olarak nitelendirirdi. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde, bazı memurların “tamah ateşiyle yanması” ifadesi, bu durumun toplumsal bir eleştiri biçimi haline geldiğini gösterir. Yani “tamah göstermek” yalnızca bir davranış değil, dönemin ahlak anlayışında ahlaki bir kırılma noktasıydı.
Dinî ve Etik Bağlamda Tamah
İslam ahlakında “tamah” kavramı, insanın dünyevi arzularına yenilmesi anlamında değerlendirilir. Tasavvuf literatüründe bu kavram, “kanaatin zıddı” olarak tanımlanır. Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Mesnevi’sinde şöyle der: “Tamahın yüzünden nice yüzler karardı, nice gönüller yandı.” Bu bakış açısına göre, tamah göstermek yalnızca mal mülk istemek değildir; insanın iç huzurunu yitirmesidir. Yunus Emre’nin sade dizelerinde bile “doymak bilmeyen gönül” vurgusu, tamahın insan ruhunda açtığı boşluğu hatırlatır.
Modern Döneme Geçiş: Kapitalizmin Yeni “Tamah”ı
19. yüzyıldan itibaren dünya ekonomik düzeni değiştikçe, “tamah”ın anlamı da dönüşmüştür. Sanayi Devrimi’yle birlikte üretim ve tüketim merkezli bir toplum yapısı ortaya çıktı. Artık tamah, sadece bireysel bir günah değil; sistematik bir ekonomik davranış modeli haline geldi. Kapitalist düzen, tüketimi teşvik ederken “daha fazla isteme” dürtüsünü meşrulaştırdı. Bugün bir reklam panosunda “daha fazlasını hak ediyorsun” cümlesiyle karşılaşmak, aslında tarih boyunca eleştirilen tamahın modern bir biçimidir.
Tamahın Günümüzdeki Yüzü: Tüketim ve Rekabet
Günümüz toplumlarında tamah göstermek, artık açıkça ayıplanan değil, dolaylı biçimde teşvik edilen bir davranış biçimi olmuştur. Sosyal medyada gösterilen lüks yaşamlar, daha çok tüketmeye yönlendiren kampanyalar ve “başarı”nın ölçüsünü maddi kazanca indirgeyen anlayış, modern tamahın sosyolojisini oluşturur. İnsanlar artık yalnızca mal için değil, “daha çok beğeni”, “daha fazla görünürlük” için de tamah gösteriyor. Bu da ahlaki sınırların ekonomik sistemle birlikte nasıl evrildiğini gözler önüne seriyor.
Tarihsel Kırılmalar: Kanaatten Tamaha
Geçmişte kanaat bir erdemdi; “kanaat eden zengin sayılır” atasözü toplumsal bilincin merkezindeydi. Bugünse “daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak” bir başarı göstergesi haline geldi. Bu dönüşüm, sadece ekonomik bir süreç değil, aynı zamanda ahlaki bir kırılmadır. İnsan ilişkilerinde samimiyetin yerini çıkar ilişkilerinin alması, tüketim toplumunun “tamah kültürünü” normalleştirmesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Tamah Göstermenin Psikolojik Boyutu
Tarih boyunca filozoflar, tamahı yalnızca toplumsal değil, bireysel bir zayıflık olarak da ele almıştır. Aristoteles, “aşırılıklar” arasında tamahı dengeyi bozan bir uç olarak tanımlar. Günümüzde psikoloji de benzer biçimde, doyumsuzluk ve tatminsizlik duygularını modern insanın kronik sorunları arasında sayar. Tamah göstermek, bu açıdan bakıldığında, yalnızca dışsal bir hırs değil; içsel bir boşlukla baş etme biçimidir.
Sonuç: Geçmişin Aynasında Bugünün Açgözlülüğü
Tarih boyunca “tamah göstermek”, toplumların değer sistemine göre şekil değiştirmiş, ancak hiçbir dönemde masum bir davranış olarak görülmemiştir. Osmanlı’nın ahlaki metinlerinde günah, modern kapitalizmde ise “motivasyon” olarak yorumlanan bu kavram, insanın değişmeyen yönünü – daha fazlasını isteme eğilimini – açığa çıkarır. Bugün “tamah göstermek ne demek?” sorusunun yanıtı, yalnızca dilbilgisel bir tanım değil, insanlık tarihinin öz eleştirisidir. Belki de asıl soru şudur: Biz, yüzyıllar sonra hâlâ aynı açlıkla mı bakıyoruz dünyaya?
Kaynakça ve İleri Okuma
- Korkmaz, Z. Türkiye Türkçesi Grameri.
- Rûmî, Mevlânâ Celaleddin. Mesnevi.
- Evliya Çelebi. Seyahatname.
- Bauman, Zygmunt. Tüketim Toplumu.
- Fromm, Erich. Sahip Olmak ya da Olmak.